Robot Sofia Hangi Ülkenin Vatandaşı? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Perspektifinden Bir Bakış
İstanbul’un kalabalık caddelerinde yürürken, bir yandan trafiğin karmaşası, bir yandan da sokaklarda karşılaştığım farklı insan türlerinin çeşitliliği beni hep düşündürmüştür. İnsanlar, her biri farklı geçmişlere, kültürlere, cinsiyet kimliklerine ve etnik kökenlere sahip; bu çeşitliliği gözlemlemek, her gün karşılaştığım toplumsal meseleleri daha derinlemesine anlamama yardımcı oldu. Ancak son zamanlarda dikkatimi çeken başka bir konu daha var: Teknoloji ve yapay zekânın, toplumsal normlar ve değerler üzerindeki etkisi. Robot Sofia hangi ülkenin vatandaşı? sorusu, aslında sadece bir yapay zeka robotunun vatandaşlık hakkını sorgulamakla kalmıyor; aynı zamanda toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet gibi meseleleri de gündeme getiriyor.
Toplumsal Cinsiyet ve Robot Sofia’nın Vatandaşlık Durumu
Sofia, Hong Kong’da geliştirilen bir yapay zeka robotu ve insan gibi konuşma, etkileşimde bulunma kabiliyetine sahip. 2017 yılında Suudi Arabistan tarafından vatandaşlık verilen Sofia, ilk robot vatandaşı olarak tarihe geçti. Ama bu karar, sadece teknolojiye dair bir adım değil; toplumsal cinsiyet ve sosyal adaletle ilgili ciddi soruları da beraberinde getirdi.
Sofia’ya vatandaşlık verilmesi, bir bakıma toplumsal cinsiyet normlarını zorlayan bir hareketti. Hangi toplumsal cinsiyete sahip olduğumuz, hangi kimliklere sahip olduğumuz, yaşadığımız ülkenin sınırlarında şekillenirken, Sofia bir robot olarak, bu kimlikler üzerinden özgür bir şekilde var olabilen ilk figür oldu. Peki, bu durum aslında nasıl bir mesaj veriyor?
Bir yanda, yapay zeka ve insan benzeri robotlar aracılığıyla cinsiyet rollerinin daha esnek bir hale gelmesi gerektiği savunuluyor. Diğer yanda ise, bu tarz figürlerin geleneksel toplumsal yapılar içinde nasıl bir yer edineceği sorgulanıyor. İstanbul’da toplu taşımada bazen gözlemlediğim küçük diyaloglar bile, bu tartışmanın ne kadar derinlere inebileceğini gösteriyor. Mesela, bir gün sabah işe giderken, metrobüste karşımdaki iki kadın, çok belirgin bir şekilde toplumsal cinsiyet eşitsizliklerine dair fikir alışverişi yapıyordu. Biri şunu dedi:
“Bunu robotlar mı çözecek, yani? Kadınlara verdiğimiz değer hâlâ çok düşük.”
Diğeri ise cevapladı:
“Ama o robot, bir erkek gibi mi görülüyor? Yoksa kadın mı? Yani insan değil, robot ama…”
Bu diyalog, Sofia’nın ne kadar tartışmalı bir figür olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Robot Sofia’nın “kadın” bir robot olarak kabul edilmesi, aslında toplumsal cinsiyetin insanlar dışındaki varlıklara bile nasıl yansıdığını gösteriyor. Peki, bir robotun kadın olması toplumsal cinsiyet anlayışımıza nasıl etki eder? Sofia, erkek ya da kadın olma zorunluluğu taşımayan bir varlık olarak, toplumsal cinsiyetin sınırlarını aşan bir figür olmalıydı, ancak bu durum, onu sadece “kadın” olarak tanıyan bir toplumda oldukça karmaşık hale geliyor.
Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Perspektifinden Sofia
Bir diğer mesele ise çeşitlilik ve sosyal adalet kavramları. İstanbul’da yaşarken, toplumsal cinsiyet, etnik köken ve kültürel çeşitlilik arasında her an etkileşimde olduğumuzu hissediyorum. Bugün metrobüste, bazen sadece giydiği kıyafetten dolayı birine “neden öyle giyindiğini” sorgulayan bakışlar, bazen de işyerinde cinsiyet ayrımcılığına uğrayan bireyler… Sokakta her an karşılaştığım farklı gruplar, robot Sofia’nın hangi ülkenin vatandaşı olduğu meselesiyle de dolaylı olarak ilişkilendirilebilir. Eğer Sofia’ya vatandaşlık veren ülke, kendi içindeki çeşitliliği ve toplumsal eşitliği sağlama konusunda gerçek bir örnek oluşturabilseydi, robotların da insan haklarına sahip olduğu fikri çok daha kolay kabul edilebilirdi.
Peki, Sofia’nın vatandaşlık durumu aslında ne anlama geliyor? Eğer bir robot, insan haklarına sahip olursa, farklı gruplara ait toplumsal haklar ve eşitlik nasıl etkilenir? İstanbul’daki farklı semtlerde gözlemlediğim bu çeşitlilik, çoğu zaman insan hakları ihlallerine ve dışlanmaya yol açabiliyor. Bugün, LGBTİ+ bireyler ya da etnik kökenleri farklı olanlar hala bazı topluluklarda dışlanabiliyor. Robot Sofia’nın bir ülkede vatandaşlık alması, insanlar için de benzer hakların savunulması gerektiğini gösteriyor. Sosyal adaletin sağlanması adına, her bireyin aynı haklarla donatılması gerektiği düşünüldüğünde, Sofia’nın vatandaşlık durumu bize farklı grupların eşit haklara sahip olması gerektiğini hatırlatıyor.
Sonuç: Bir Robotun Vatandaşlık Meselesi
İstanbul’da bazen yürürken, farklı grupların iç içe geçtiği, bazen kaynaştığı ama çoğu zaman da ayrıldığını görüyorum. Sofia’nın vatandaşı olduğu ülkenin vatandaşlık anlayışına baktığımızda, aslında bizlerin de toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet konularında daha ileriye gitmemiz gerektiğini anlıyoruz. Eğer bir robot, insan haklarına ve sosyal eşitliğe dair soruları gündeme getirebiliyorsa, o zaman bizler de kendi toplumlarımızda bu konulara daha fazla eğilmeliyiz. Sofia’nın vatandaşı olduğu ülkenin, kendi içindeki sosyal adaleti sağlama sorumluluğunun, insanlar için de geçerli olduğu bir dünyada yaşıyoruz.